Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Amir, fetvasının Selefi mezhebine dayandığını belirtti. Bu fetva, bize bazı İslamcı uydu kanallarıyla internet sitelerinin diktatörlüğe, zulme ve yolsuzluğa verdiği hizmetleri ve halkın yükselen isyanıyla mücadeleyi hatırlattı. İş uydu kanallarıyla sınırlı kalmayıp, klasik Selefi akıma ait medya kürsülerini de kapsıyor. Bu akımın lider isimleri kurulu şartlara hizmet eden fetvalar veriyorlar.
Görünen o ki, bu kürsülerin başını çektiği ve insanları rejimin kölesi haline getiren Selefi şeyhlerinden oluşan bir grubun kullanıldığı örgütlü bir kampanyayla karşı karşıyayız. Herkesin görüşünü ifade etme, rejimi destekleme veya karşı çıkma hakkı var. Fakat bu grubun İslam adına konuşma hakkını sadece kendilerinde görerek muhalifleri meşru değilmiş gibi sunmaları bir felâket anlamına geliyor. Bu kişilerin açtığı savaşın sadece silahlı çıkışı dillendirenlerle sınırlı kalmayıp, barışçıl protestoları ve siyasi eleştirileri de hedef alması gerçekten üzücü. Daha da kötüsü, bu siyasi sorunu inançla ilişkili kılmaları. Sünnilik inancının devlet başkanına karşı çıkmayı veya onu eleştirmeyi yasakladığını ifade ediyorlar.
Zulüm İslam’ı lekeliyor
Dr. Hakim El Matiri, ‘Özgürlük veya Tufan’ adlı kitabında zalim yöneticiye karşı çıkışın hikâyesini anlatıyor: “Sahabenin önde gelenleri, Yezid Bin Muaviye’ye; Hasan ve Hüseyin de kılıçlarıyla Haccac’a karşı çıktılar.” Aslında mesele burada siyasi bir içtihat, konunun inançla bir ilgisi yok. Peygambere dayandırılan metinleriyse, başka güçlü metinlerle çeliştiği için incelemek gerek. Kısacası sorun, çıkarlarla zararlar arasındaki dengeyle ilgili. Bunu da ilim, düşünce ve siyaset ehli takdir eder. Fakat İslam zulme boyun eğme çağrısı yapmaz. Zulmü övenlerse, hiç kuşkusuz İslam’ın öğretilerini lekeliyor. (Ürdün gazetesi Düstur, 22 Aralık 2010)